TÜSİAD'IN SOSYAL GÜVENLİK RAPORUNUN ARDINDAN


Prof. Dr. A. Can TUNCAY 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ülkemizde sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmanın ana şartı dünyadaki gelişmelerin ışığında temel sosyal güvenlik ilkelerinin (gelirin yeniden dağılımı, tasarruf ve sigorta) yeniden çalıştırılmasıdır.

Türk Sosyal Güvenlik sisteminin 1990'lı yıllarda tam bir kriz içine düştüğü, sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarının gittikçe büyüdüğü, Hazine katkısı olmadan ayakta kalamayacak ve sistemden yararlananları bile tatmin etmeyen bir duruma geldiği inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Ülkemizde sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmanın ana şartı dünyadaki gelişmelerin ışığında temel sosyal güvenlik ilkelerinin (gelirin yeniden dağılımı, tasarruf ve sigorta) yeniden çalıştırılmasıdır. Her ne kadar işçi sendikaları ve bazı siyasi partiler (belli bazı nedenlerle) kabul etmiyor görünseler de bunun yolunun sistemin reforme edilmesinden geçtiği kesindir. Ülkenin bütününü ilgilendiren önemli ve hassas konularda cesur araştırma ve çalışmalar yapmasıyla ya da yaptırmasıyla tanınan sivil toplum örgütü TÜSİAD bu probleme de el atmaya karar verince ortaya "Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeniden Yapılanma" konulu rapor çıktı. Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi meslektaşım Prof. Dr. Yusuf Alper ile birlikte TÜSİAD Parlamento İşleri Komisyonu üyeleri Cemal Zağra ve Melih Araz'ın koordinatörlüğünde yaklaşık 15 ay süren bir çalışma sonucu hazırladığımız bu raporda dünyadaki gelişmelerden de yararlanarak Türk Sosyal Güvenlik sistemindeki krize ne gibi bir çare bulunabilir sorusuna cevap aramaya çalıştık. Raporda aktüeryal testleri yapılan ve olumlu sonuçlar vereceğine inandığımız bir de model önerisine yer verdik.

8-9 Ekim 1997 tarihlerinde Ankara ve İstanbul'da gerçekleştirilen toplantılarda kamuoyuna açıklanan "Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeniden Yapılanma" konulu rapor yazılı ve görsel basın organlarında haber ve yorum şeklinde geniş olarak yer almış bulunmaktadır. Özelikle gazetelerde yer alan yorumların bir kısmı, Türkiye'nin en önemli ve hassas konularından birini cesaretle ele aldığı, realist çözüm yolları önerdiği için raporu hazırlatan TÜSİAD ve raporu hazırlayan akademisyenleri alkışlarken, bir kısım yazıların önyargılı, maksatlı ve haksız biçimde "patronlar klübü" adını taktıkları TÜSİAD'ı ve raporu eleştirdikleri dikkat çekmektedir. Raporun tümü dikkatle okunmadan, ya da okunduğu halde önyargılı ve maksatlı olarak önemli bölümleri gözardı edilerek yapılan bu haksız eleştirileri bir yana bırakarak raporda yer verdiğimiz tespit ve açıklamalar ile vardığımız sonuçları ana hatları ile şöyle özetleyebiliriz.

1) Sosyal Güvenlikte Yaşanan Kriz Yalnızca Ülkemize Özgü Bir Sorun Değildir. Gelişmekte olanından tutun da gelişmişine kadar hemen hemen tüm ülkelerde büyük küçük bir kriz yaşanmaktadır. Krizin nedenleri her ülkede aynı değildir. Bu konuda gelişmiş olan ülkelerle gelişmekte olan ülkeler birbirinden az çok farklılık gösterirler. Gelişmiş ülkelerde sosyal refah devleti anlayışının sonucu aylık ve ödemelerdeki hızlı artışlar, nüfusun yaşlanması, doğumların azalması, sürekli ve yüksek oranlı işsizlik, sağlık hizmetlerinin maliyetindeki artışlar ve aile yapısındaki değişiklikler sosyal güvenlik sistemlerinin finansman yükünü arttırmış bunlar da sistemi krize sürüklemiştir.

Gelişmekte olan ülkelerde ise sosyal güvenliğe tahsis edilen ekonomik kaynaklar yetersizdir. Nitekim gelişmiş ülkelerde GSYİH' nin % 20-35'i sosyal güvenlik harcamalarına tahsis edilebilirken bu oran gelişmekte olan ülkelerde 2-17 arasında değişmektedir. Eski sosyalist bloka dahil olan ülkelerde bu oran % 17-19'a çıkabilmektedir. Tablo 1: GSYİH'nın Yüzdesi Olarak Sosyal Güvenlik Harcamaları (1992)
ÜLKE
% 
ÜLKE
% 
Fas  1.8  Avusturya  24.5 
Tunus  4.1  Bulgaristan  19.8 
Kanada  21.7  Çek. Cumhuriyeti  11.1 
Kolombiya  2.4  Danimarka  29.5 
Meksika  2.8  Finlandiya  30.5 
Arjantin  4.5  Almanya  24.7 
A.B.D.  10.5  Macaristan  17.3 
Uruguay  14.8  İrlanda  19.4 
Azerbaycan  3.1  Norveç  19.6 
Çin  5.7  Polonya  17.0 
Hindistan  0.3  Portekiz  9.0 
Kore  2.3  İsveç  38.3 
Y. Zelanda  20.2  İsviçre  14.0 
TÜRKİYE  4.9 
Türkiye'de ise ancak % 4.9 dur. Sağlık harcamaları ile birlikte bu oran GSYİH'nin %9.2'sine denktir. Sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınan nüfus ve sosyal riskler yetersizdir. Kayıt dışı ekonomi ve istihdam yaygındır. Sağlanan sosyal güvenlik garantisinin (aylık ve hizmetler) seviyesi düşüktür. Politik müdahalelerin de etkisiyle sosyal güvenlik kuruluşları kötü yönetilmektedir. Aktüeryal dengeleri ve aktif/pasif dengesi bozulmuştur. Nihayet, bir çoğunda yaşanan yüksek oranlı enflasyon fonları eritmekte, sağlıklı finansal kararlar alınmasını güçleştirmektedir.

2) Ülkemizde sosyal güvenliği krize sürükleyen nedenler genel olarak gelişmekte olan ülkelerdekine benzemektedir. Şöyle ki, koruma kapsamındaki nüfus yetersizdir. Nüfusun %82'si (bağımlılar ve emeklilerle birlikte) koruma kapsamında görünüyorsa da, işgücünün ancak %47'si koruma kapsamındadır. Diğer bir ifade ile 10.595.000 aktif çalışana karşılık 41.774.000 bağımlı ve pasif sigortalı vardır. Kayıtdışı çalıştırma yaygındır. Aktif/pasif dengesi bozulmuştur. Yaklaşık 1.8 çalışan, 1 aylık alanı beslemektedir. Bu oran AB ülkelerinde 5 e 1 dir. Genç yaşta emeklilik, prim afları, borçlanma kanunları, sosyal yardım zammı ödemeler gibi temel sosyal güvenlik ilkelerine ters düşen uygulamalar sistemi rayından çıkarmıştır. Prim tahsilat oranı düşüktür. Kurumlar arasında yönetim şekli, aylığa veya hizmete hak kazanma şartları, ödenen aylıkların miktar ve süresi bakımından ciddi farklılıklar vardır. Norm ve standart birliği yoktur. Sosyal güvenliğe ayrılan kaynaklar yetersiz olmak bir yana, sosyal güvenlik kurumlarının açığı GSYİH nın %3'üne ulaşmış durumdadır. Devlet her yıl sosyal güvenlik kurumlarının bütçe açıklarını kapatmaz ise emekli aylıkları ödenemez hale gelmiştir. Bu yetmiyormuş gibi sosyal güvenlik aylıkları çok düşük, özellikle sağlık hizmetleri yetersiz ve kalitesizdir. Nüfusun %35'i devletin sağlık hizmetlerinden yararlanamamaktadır. Tutarlı, yeterli, kaliteli bir sağlık politikası yoktur.

3) Nasıl bir sosyal güvenlik sistemi geliştirilmelidir?

Dünyadaki son gelişmeler de gözönünde tutularak raporda önerilen hedef ve öncelikler şunlardır.

- İki ayaklı sisteme geçilmelidir. Artık dünyada tek ayaklı sistemler demode olmuş, yeniden yapılanan sistemlerde iki veya üç ayaklı sistemlere geçilmektedir. Bu ülkelere Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi eski sosyalist ülkelerden başka, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, İsveç gibi AB üyesi ülkeler de dahildir. Biz iki ayaklı bir sistemi önerdik. Birici ayakta Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur revize edilerek muhafaza edilecek, ikinci ayak ise çalışan ve işverenlerden zorunlu olarak yapılacak kesintilerden oluşacak fonların bireysel tasarruf hesaplarında birikimiyle çalışacaktır. Ne anlama geldiği pek belli olmayan, belki de hantal bir dev yaratacak sosyal güvenlik kurumlarının aynı çatı altında birleşmeleri fikrinden vazgeçilmelidir. Bunun yerine sosyal güvenlik kurumlarında norm ve standart birliği sağlanmalıdır.

- Birinci ayak kurumlar siyasi iktidarın müdahalesinden arındırılarak özerk hale getirilmelidir. Örneğin SSK genel kurulu diğer tüzel kişilerde olduğu gibi en üst irade organı haline getirilmeli, Kurum genel müdürünü bu organ seçmeli, yönetim kurulunda devletin ağırlığı azaltılmalıdır.

- Kayıtdışı çalışanlar sistem içine çekilmelidir. Türkiye kaçak sigortalı cenneti olmaktan çıkarılmalıdır. Gelecek 10 yıl içinde kayıt dışı kalan ve sisteme eklenecek 4.5 milyon çalışan sosyal güvenlik kapsamına alınmalıdır. Bunu gerçekleştiremez isek sistemin başarıya ulaşması mümkün olamaz.

- Devlet sisteme açık kapatan sıfatıyla değil prim ödeyerek katılmalıdır. Devletin prime katkısı kayıt içi istihdamı özendirecek biçimde olmalı, yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen, eksik yerine getiren işverenler devletin katkısından tamamen ya da kısmen yoksun bırakılmalıdır. Bu uygulama haksız rekabet koşullarını da bir ölçüde engelleyecektir. Böylece sosyal devlet ilkesi güçlendirilmiş olacaktır.

- Kadının 38 erkeğin 43 yaşında emekli olabilmesine imkân veren bir sistem dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Dünyada gelişmekte olan ülkelerde bile kadınlar 50-60, erkekler 55-65 yaşında emekliliğe hak kazanmaktadır.Tablo 2: Bazı Ülkelerde Emeklilik Yaşı
ÜLKE
KADIN
ERKEK
ÜLKE
KADIN
ERKEK
Kongo 
55
55
Cezayir 
55
60
Gana 
60
60
İran 
55
60
Kenya 
55
55
Libya 
65
65
Nijerya 
55
55
Suriye 
60
60
Senegal 
55
55
Polonya 
60
65
Sudan 
55
60
Romanya 
55
60
Zaire 
60
62
Azerbaycan 
55
60
Çin 
55
60
Kazakistan 
55
60
Endonezya 
55
55
Rusya 
55
60
Malezya 
55
55
Şili 
60
65
Pakistan 
55
60
Küba 
55
60
Sri Lanka 
50
55
Brezilya 
60
65
Hindistan 
55
55
Uganda 
50
55
Gelişmiş ülkelerde yaş sınırı kadında 60 erkekte 65 civarındadır. Hatta bir kısım ülkelerde kadın erkek farkı kaldırılmış, önümüzdeki yıllarda yaş sınırlarını en az 2 puan yükselten yasalar kabul edilmiştir.

Türkiye'de son DPT verilerine göre yaşam beklentisi kadında 69 erkekte 65'tir. Sigortacılık prensipleri açısından 20 yaş başlangıç alınır. Bu takdirde bu sınır 70 (E) ve 74 (K)'e çıkmaktadır. Önerimiz kadının Türk toplumundaki ve aile içindeki rolü gözönünde tutulduğunda tüm kurumlar için ülkemizde emeklilik yaşının kadında 55 erkekte 60 olarak belirlenmesi ve 5 yıllık bir geçiş dönemi tanınmasıdır.Tablo 3: OECD Ülkelerinde Emeklilik Yaşı
ÜLKE
ERKEK
KADIN
Avusturya  65  60 (2024-2033 yılları arasında 65 olacak) 
Belçika  60-65  60-65 
Danimarka  67  67 
Finlandiya  65  65 
Fransa  60  60 
Almanya  65  65 (35 yıllık sigortalılıktan sonra 63 yaşında sağlanan erken emeklilik uygulaması 2001-2013 yılları arasında 65'e yükseltilecek) 
Yunanistan  65  60 (1993 yılında 65'e yükseltildi) 
İrlanda  65  65 
İtalya  61 (1994-2002 yılları arasında kademeli olarak 65 olacak)  56 (1994-2002 yılları arasında kademeli olarak 60'a yükseltilecek) 
Hollanda  65  65 
Norveç  67  67 
Portekiz  65  62 (1994-2002 yılları arasında 65'e yükseltilecek) 
İspanya  65  65 
İsveç  65 (1994-1997 yılları arasında kademeli olarak 66'ya yükseltilecek)  65 (1994-1997 yılları arasında kademeli olarak 66'ya yükseltilecek 
Türkiye  55  50 
Birleşik Krallık  65  60 (2010-2027 yılları arasında 65'e yükseltilecek) 
A.B.D.  65 (2000-2027 yılları arasında 67'ye yükseltilecek)  65 (2000-2027 yılları arasında 67'ye yükseltilecek) 
Tablo 4: Kademeli Bir Geçişle Emeklilik Yaşının Yükseltilmesi
KADIN
ERKEK
Sigortalılık Süresi *
Önerilen Emeklilik Yaşı
Sigortalılık Süresi *
Önerilen Emeklilik Yaşı
16-19 yıldan beri sigortalı olanlar
41
20-24 yıldan beri
sigortalı olanlar
44
12-15
44
15-19
48
9-11
47
10-14
52
5-8
51
5-9
55
5 yıldan az
53
5 yıldan az
58
ilk defa sigortalı olanlar
55
ilk defa sigortalı olanlar
60
* Uygulamanın yürürlüğe girdiği tarihte söz konusu olan sigortalılık süresi

DPT verilerine göre en uzun süre yaşlılık aylığı ödeyen ülke Türkiye'dir ve bu 19.5 yıldır. Ortalama hayat süresinin en uzun olduğu ülkelerin başında gelen İsveç'te bu süre 14 yıldır. Yine SSK'nın 1998 yılı verilerine göre sadece 39 yaşın altında 9868 kişiye yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Yaşlılık aylığı alanların %62.8 ise 39-59 yaşları arasındadır. 50 yaşın altında yaşlılık aylığı almaya hak kazanan sigortalıların oranı ise %60'tır. SSK'ndan yaşlılık aylığı alan 55 yaşın altındaki 720 bin kişi eğer emekli olmayıp çalışsaydılar ve ücretlerinden asgari ücret üzerinden prim kesilseydi Kurumun yıllık prim kazancının 111.744 trilyon lira olacağı Kurum yetkililerince ifade edilmektedir. Hatta bu kişiler emekli olmayıp da çalışsalardı kurumun yıllık pirim kazancı 375.765 trilyon lira olacaktı. Bunlar gözardı edilemeyecek düşündürücü rakamlardır.

Dünyanın hiç bir ülkesinde kadını 38, erkeği 43 yaşında emekli eden bir sistem bulunmamaktadır. Mısır'da kadın ve erkek 60, Libya'da 65 yaşında emekli olmaktadır. Belirtelim ki bir ülkede asıl olan emekli aylığı almak değil, çalışmaktır.

4) Önerilen Modelin Finansal Yapısı

- Birinci ayak aylıklarda devletin garanti ettiği en alt sınır (fakirlik çizgisi alt sınırı) fert başına düşen milli gelirin (1996 da 2713 dolar) %50'si, üst sınırı ise FBMG'in %75-80'idir. Alt sınır hiç bir sosyal güvenliği olmayan muhtaç ve yoksullara verilecek kamu yardımının da alt sınırını oluşturacaktır. Asgari ücretin iki katına kadar olan ücretten prim alınacaktır. Bu ayakta işçi ve işveren yanında devlet de prim ödeme yoluyla sisteme katkıda bulunacak, fakat bağımsız çalışanlarda ve isteğe bağlı sigortalılıkta işveren katkısı sözkonusu olmayacaktır. Yukarıda belirtildiği gibi devletin bu ayakta prim yoluyla sisteme katkısı sigorta kapsamına girmeyi özendirici nitelikte olacak ve işletme içi kayıtlı işçi sayısıyla bağlantılı olacaktır. Bu ayakta finansman, dağıtım (pay as you go) yönetimine göre işleyecektir. Kurumların aktüeryal dengelerini bozan sosyal yardım zammı gibi prim karşılığı bulunmayan ödemelerden, borçlandırma ve prim affı yasalarından vazgeçilmelidir.

Tablo 5: I. Ayak Prim Oranları
SSK
BAĞ-KUR
ES
Sigortalı 

İşveren 

Devlet 

7
2 - 6
5 - 9
6 - 10
-
8 - 12
7
2 - 6
5 - 9
TOPLAM 
18
18
18
II. Ayak Prim Oranları
A.Üx1
A.Üx2
A.Üx3
A.Üx4
A.Üx5
Sigortalı 

İşveren 

4
4
5
3
6
2
7
1
8
-
Toplam 
8
8
8
8
8
İşçi ve işverenden yıllarca kesilen zorunlu tasarrufların bu fonlara aktarılması isabetli olacaktır. Bu ayakta da zorunlu katılım esasına göre işleyecek, devletin buradaki görevi katılım değil denetim olacaktır. Önerdiğimiz modelde işverenlerin prim yükünün azaltılmış, çalışanlarınkinin değişmemiş olmasının haklı nedenleri vardır. Bir kere işsizlik sigortası ve devletin prim yoluyla katkısı sisteme dahil edilmiş, işverenleri daha çok sigortalı çalıştırmaya özendirici önlemler getirilmiştir.

Her iki ayakta da finansmanla ilgili kararlar kurumların yönetimlerince alınacaktır, devletçe değil.Tablo 6: Yeni Prim Sistemi
SSK
ES
Bağ-Kur
I. Ayak 

(Malullük, Yaşlılık, Ölüm, Sürekli İKMH) 

Çalışan 

İşveren 

Devlet 

(Geçici İşgöremezlik) 

Çalışan 

İşveren 

 
 

7
6-2
5-9
1
1

 
 

7
6-2
5-9
-
-

 
 

10-6
- -
8-12
-
-
TOPLAM 
20
18
18
II. Ayak 

Çalışan 

İşveren 

4-8
4-0
4-8
4-0
4-8
- -
TOPLAM 
8
8
4-8
Genel Sağlık Sigortası 

Çalışan 

İşveren 

Devlet 

3
3
2
3
3
2
6
-
2
TOPLAM 
8
8
8
İşsizlik Sigortası 

Çalışan 

İşveren 

Devlet 

1.5
1.5
1.5
-
-
-
-
-
-
TOPLAM 
4.5
-
-
GENEL TABLO 

Çalışan 

İşveren 

Devlet 

16.5-20.5
15.5-8.5
8.5-12.5
14-18
13-6
7-11
16-24
-
10-14
TOPLAM 
40.5
34
30-34
Böylece önerilen sistem Hazine Müsteşarlığının 1995 yılında ILO uzmanlarına hazırlattığı ve 4 seçenekten oluşan raporun 3 no.lu seçeneğine benzetilebilir. Bazı kesimlerin iddia ettiği gibi TÜSİAD raporunda Şili sistemi önerilmediği gibi, önerdiğimiz modelin tamamen bireysel fon esasına dayanan (ILO raporunun 2. alternatifi) Şili sistemiyle tek benzerliği 2. ayakta zorunlu bireysel tasarruf hesabı biçimini öneriyor olmamızdır. Kaldı ki Şili sisteminden bahsetmek de ne tabudur, ne de ayıp bir şeydir. O da (başta Latin Amerika olmak üzere) birçok ülkenin ilgisini çekmiş ve şimdilik başarıyla uygulanan yeni bir modeldir.

5) Diğer öneriler ve düzenlemeler

- SSK'na tabi olanlar için işsizlik sigortası kurulacaktır. Bu konuda 1993 tarihli Yasa tasarısı esas alınabilir. Bunun finansmanına işçi-İşveren ve devlet eşit oranlarda (%1.5'ar) katılacaktır. Bu takdirde ötedenberi işsizlik sigortasının alternatifi olarak bakılan kıdem tazminatı müessesesinin de revize edilmesi gerekecektir.

- Genel sağlık sigortası kurulacaktır. Sağlık hizmetleri sosyal güvenlik kurumlarından ayrılacak ve kurulacak Sağlık Finans Kurumunun yönetimine devredilecektir. Yani Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur hastane işletmeciliği ile uğraşmayacaktır. Profesyonelce yönetilen sağlık tesisleri devreye girecektir. Bunun finansmanı da üçlü katkıya dayanacak, sağlık hizmetlerinden küçükler ve muhtaçlar ücretsiz yararlanacaktır.

- Herkese bir sosyal güvenlik numarası verilecektir. Burada tabi olunan kurum farkı, aktif ya da pasif sigortalı farkı, gözetilmeyecektir.

- İdari organizasyon yapılacaktır. Ancak bu SG kurumlarının tek çatı altında toplamak gibi mutlak ve tehlikeli sonuçlara götürebilecek şekilde değil aralarında koordinasyon, norm ve standart birliği sağlanması şeklinde yapılacaktır. 2925 ve 2926 SK. kapsamındakiler ile isteğe bağlı sigortalılar Bağ-Kur, banka özel sandıkları ise, SSK kapsamına alınacaktır.

- SG sistemi bilgisayar ağıyla donatılacaktır. Bugün bilgisayar teknolojisinden yoksun bir sosyal güvenlik sistemine çağdışı kalmış gözüyle bakılmaktadır. Primlerin tahsilatında etkinlik, aylıkların ödenmesinde kolaylık sağlanacaktır.

- Sosyal sigorta prensipleriyle bağdaşmayan kurumlar, gereksiz yükler altına sokan karşılığı alınmayan ödeneklerden vazgeçilmelidir. Sosyal yardım zammı ödemesi gibi.

- Prim ödememeyi caydırıcı ödemeyi özendirici önlemler alınacaktır. Bununla beraber asgari ücretin devamlı artmasıyla küçük işyerleri için çok yüksek hale gelmiş idari para cezalarında istisnalar tanınmalıdır.

- İster katılmalı ister katılmasız sosyal güvenlik sisteminde aylık ve gelirlerin seviyesi insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılacaktır.

- Prim ödememeyi kayıt dışı istihdamı cesaretlendiren prim afları, borçlanma yasaları çıkarılmamalıdır.

- Temel sosyal güvenlik yasası çıkarılacaktır. Bununla dağınık halde bulunan sosyal güvenlik yasaları arasında norm ve standart birliği kurulacaktır.

6) Modelin Sonuçları:

- Model, 1997-2010 yılları için yıllık, 2010-2050 dönemi için 10'ar yıllık aralıklarla test edilmiş bulunmaktadır.

- 10 yıllık dönemde aktif sigortalıların %50, pasif sigortalıların %30 artacağı varsayılmıştır.

- Başlangıç yılı için, prim katkısı, bütçe transferi ve faiz ödemesi olarak GSMH'nın %42'si gibi yüksek oranlı bir mali külfet altına giren devletin bu yükü 10 yıl sonra %1.2 ye düşmektedir. Bu katlanılabilecek bir yüktür. Uzun vadede bu yükün azalma eğilimi devam etmekte, 2040 yılında GSMH'nın %0.14'üne düşmekte 2050 yılında ise ortadan kalkmaktadır.

- Aktif/pasif sigortalı oranı, hiç bir zaman arzu edilen 4'e 1 oranına ulaşamamakta, 2010 yılına 3'e 1 olan bu oran tekrar düşmeye başlamaktadır. Bu da uzun dönemde emeklilik yaşının 60-65 yaş seviyesine yükseltilmesi gereğini ortaya koymaktadır.

- İkinci ayak sosyal güvenlik kurumları, 2020 yılından itibaren birici ayak sosyal güvenlik kurumlarınca sağlanan gelirin 3 ve daha fazla katı gelir garantisi sağlamaya başlamaktadır.

- İkinci ayak sosyal güvenlik kurumları 2. sistemin işlemeye başlamasından kısa bir süre sonra GSMH'nın %3-4'ü oranında yıllık birikim sağlamaya başlamaktadır. Bu yolla yaratılan fonlar 15 yıl içinde kümülatif olarak GSMH'nın %40'ı gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır.

Sonuç olarak şu hususu belirtelim ki, önerilen modelin başarılı olmasının en önemli şartı buna herkesin inanması, önyargısız, özverili davranılması ve bunun bir siyasi faturasının olacağının da kabullenilmesidir. Bunu da sorumluluk duygusuna sahip özellikle sendikal ve politik çevrelerden beklemekteyiz.