İTİBARİ HİZMET MÜESSESESİ

VE

İTİBARİ HİZMETLE İLGİLİ

BAZI UYGULAMA SORUNLARI

 
 

Prof. Dr. Ali Nazım Sözer
Dokuz Eylül Üniversitesi,
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,
Öğretim Üyesi

1952 Ayvalık doğumlu olan yazar 1973 yılında A.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 1977 yılına kadar İzmir Barosuna Kayıtlı serbest avukat olarak çalıştı. Aynı yılın sonunda üniversiteye asistan olarak girdi 19812de "Hasta İşçinin İş İlişkisi" konulu teziyle doktor, 1988’de "Sosyal Sigorta İlişkisi" isimli çalışmasıyla doçent, 1994’de de "Türkiye’de Sosyal Hukuk" başlıklı çalışması ile profesör oldu. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi olan Sözer’in İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukukunda yayınlanmış eserleri mevcuttur.

I. Giriş

"İtibari hizmet" ülkemizde oldukça sık kullanılan ancak, içeriği ve hukuki sonuçları tartışmalı bir müessesedir. Sözü edilen müesseseyi değerlendirebilmek için aşağıda önce, Sosyal Güvenlik Hukuku’nun temel kavramlarından olan sosyal sigorta ilişkisinin unsurları ele alınmakta daha sonra da, 506 ve 5434 Sayılı Kanunlarda itibari hizmet ile hizmet birleştirilmesi ve itibari hizmet konuları açıklanmaktadır.

II. Sosyal Sigorta İlişkisinin Unsurları

Ülkemizde sosyal sigorta kurumları, uzun vadeli sigorta dallarında edimleri bazı koşullar gerçekleştiğinde sunmaktadırlar. Bu koşullar Sosyal Sigortalar Kurumunda yaş, sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı; Emekli Sandığında yaş ve fiili hizmet süresi; Bağ-Kur’da ise, yaş ve primi ödenmiş süre ölçülerine bağlı kalınarak belirlenmektedir. SSK.’da ayrıca "itibari hizmet süresi" kavramı, Emekli Sandığında ise "itibari hizmet müddeti" ve "fiili hizmet zammı" kavramları aylık bağlanmasında kolaylaştırıcı unsur olarak kullanılmaktadır.
Konu önce Sosyal Sigortalar Kurumu mensupları açısından ele alınacak olursa, aylıkların bağlanmasında sosyal sigorta ilişkisinin varlığının arandığı(1),  bu hukuki bağın ise sigortalılık süresi ve primi ödenmiş sürelerden oluştuğu görülür. Sigortalılık süresi 506 SK.’da şu şekilde açıklığa kavuşturulmaktadır: " Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı... sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir. Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir" (Md.108). Düzenlemeden çıkan sonuç sigortalılık süresinin, ilk kez çalışmaya başlanılan tarih ile emekliliğe hak kazandıran sigorta olayının (yaşlılık, ölüm, sakatlık) doğduğu tarih arasında geçen süre şeklinde tanımlanabileceğidir. Bu sürede kişi işçi olabileceği gibi, işsiz de olabilir. Hizmet akdinin var olduğu zaman içinde sözleşme kanuni (analık izni, grev...)veya akdi (ücretsiz izin) nedenlerle askıda da olabilir. Dolayısıyla, 1960 yılı başında bir ay çalışmış olan bir kadın, örneğin evlendiği için işini bırakacak olursa, 1997 yılı sonu itibariyle 37 yıllık bir sigorta süresine sahip olacaktır. Ancak, 30 günlük prim ödeme gün sayısı yeterli olmadığı için emekli olabilmesi mümkün olamayacaktır.
Prim ödenmiş süre ise, sigortalının fiilen çalıştığı günler karşılığı olarak ücreti üzerinden tahakkuk ettirilen ödemelerin karşılığıdır. Ancak belirtmek gerekir ki, sigortalılar için bazı çalışılmayan günler bakımından da prim tahakkuk ettirilmektedir. Böyle bir uygulamaya yıllık izin, ücret ödenen hastalık izni ve ücretli mazeret izinleri (sendikal izin, evlenme izni...) gibi durumlarda rastlanılmaktadır. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, 506 SK.’da sosyal sigorta borç ilişkisi iki unsurdan oluşmaktadır: Sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı. Emekli Sandığında olduğunun aksine 506 SK.’da fiili hizmet müddeti kavramı kullanılmamaktadır.
Emeklilik olanağı sağlayan hukuki ilişki, Emekli Sandığı iştirakçileri açısından, fiili hizmet süresi olarak adlandırılmıştır. 5434 SK. iştirakçiden kesenek kesilmeye başlanan aybaşından başlayan ve kesenek vermek suretiyle geçirilen süreyi fiili hizmet süresi olarak tanımlamaktadır (Md.31).(2)  Bu kavram 506 SK.’daki sigortalılık süresinden farklıdır. Çünkü, yukarıda değinildiği üzere, sigortalılık süresi içinde prim ödenmemiş zaman dilimleri bulunabilmektedir. Ancak fiili hizmet süresi, tanımdan da anlaşılacağı gibi, sadece kesenek ödenmiş sürelerden oluşur.
BağKur mensuplarının edimleri primi ödenmiş süreye göre belirlenmektedir. Bu kavram 1479 SK.’da tanımlanmış değildir. Sigorta dalları düzenlenirken, edimlere hak kazanma koşulları mali yükümlülüğün asgari bir süre yerine getirilmiş olmasına bağlanmıştır. Örneğin, bir kadının kısmi aylığa hak kazanabilmesi için 50 yaşına girmesi ve 15 yıl prim ödemiş olması gerekir. Tam aylık alabilmesi için ise, yaş sınırı olmaksızın 20 tam yıl sigorta primi ödemiş olması şarttır.(3)  Dolayısıyla prim ödenmiş süre, bağımsız çalışanların 1475 SK. kapsamında kalan çalışmaları için, bulundukları basamak karşılığı mali yükümlülüklerini yerine getirmiş oldukları zaman dilimi olarak tanımlanabilir.

III. İtibari Hizmet Kavramı

Bu müessese 1479 SK.’da mevcut olmayıp, 506 ve 5434 SK.’larda düzenlenmiştir. Kavram ağır ve yıpratıcı işlerde çalışma nedeniyle çalışma gücü ve hayat süreleri kısalan kişilere yöneliktir. İki amaca hizmet eder. Ağır ve yıpratıcı işlerde çalışmaya özendirmek, erken yıpranma sebebiyle kişilere erken dinlenme olanağı sağlamak(4).  Söz konusu amaca ulaşmak için kullanılan yöntem ise, kişilere farazi sigortalılık ve primi ödenmiş gün sayısı kazandırmaktır.(5)  Böylece, var olmayan fakat varsayılan bir farazi sigortalılık süresi ve farazi prim ödeme gün sayısı oluşturularak kişiler başkalarına nazaran avantajlı duruma getirilmektedir.(6)  Bu avantaj daha erken emeklilik ve daha yüksek aylık almak sonucunu doğurmaktadır.

A. 506 Sayılı Kanunda İtibari Hizmet

506 SK.’da itibari hizmet yeraltı ile yerüstü ve denizlerde sürdürülen bazı faaliyetler için düzenlenmiştir.

1. Yeraltı Faaliyetlerine Özgü İtibari Hizmet

Konuya ilişkin ilk düzenleme olan md. 60/E’ye göre: "Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı veya yeraltı münavebeli işlerinde en az 1800 gün çalışmış bulunan sigortalıların bu işlerdeki prim ödeme gün sayıları toplamına dörtte biri eklenir ve toplamı bunların Malulük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödeme gün sayısı olarak kabul edilir." Kanun, madenlerde çalışan sigortalılara Malulük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları (MYÖ.S.) bakımından diğer sigortalılara nazaran avantaj sağlamaktadır. Bunun için gerekli koşullar, yeraltında veya yeraltı münavebeli işlerde çalışmak ve çalışmanın en az 1800 güne ulaşmış olmasıdır. Anılan her iki koşul şahsında gerçekleşen kişilerin prim ödeme gün sayısı artırılmaktadır. Artırma mevcut prim ödeme gün sayısının 1/4’ü, yani % 25’i kadardır.(7)  Örneğin, 4.000 gün prim MYÖ.S. primi bulunan böyle bir şahsın prim ödeme gün sayısı 4.000 + (4.000 x % 25) = 5.000 gün olarak kabul edilecektir.(8)
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, maddenin sadece yeraltı maden işçilerine uygulanması gerekmektedir. Diğer yandan, yine düzenlemenin sahip olduğu lafzi açıklık gereği, koşullar gerçekleştiğinde kişinin sadece prim ödeme gün sayısı artırılmakta olup, sigortalılık süresi artırım dışında kalmaktadır. Bu itibarla, söz konusu itibari hizmet uygulaması "itibari prim" olarak adlandırılabilir.(9)
İtibari prim yurt içi çalışmalarda dikkate alınacaktır. Ancak, Y.10.HD. Türkiye ile arasında sosyal güvenlik sözleşmesi bulunan Belçika’da yeraltı madenlerinde çalışan sigortalılara da aynı hakkı tanımaktadır. Gerekçesi ise şu şekildedir: "Sosyal Güvenlik Hukukunun aynı koşullara sahip şahıslara eşit bir biçimde uygulanması bu hukuk dalının temel ilkelerindendir.(10)"

2. Yerüstünde ve Denizlerde Sürdürülen Bazı Faaliyetlere Özgü İtibari Hizmet

506 SK.’da itibari hizmetle ilgili diğer hükümler ek Md. 5 ve 6’dır. Söz konusu müesseseden yararlanılabilmesi için iki koşul bulunmaktadır. Belirli bir işi yapıyor olmak (ek md.5) ve bu işin en az 3600 gün yapılmış olması (ek md.6). Henüz 3600 gün dolmadan itibari hizmetten yararlanma talebinde bulunulması yasal değildir(11).
Ek madde 5’de hizmetle ilgili olarak düzenlenen tabloda sigortalılar, hizmetin geçtiği yer ve eklenecek süre haneleri bulunmaktadır. Sigortalılar başlığı altında aslında kapsama giren faaliyet alanları sayılmıştır. Hizmetin geçtiği yer başlığı altında ise, kapsama giren işler belirtilmiştir. Dolayısıyla, bir kişinin itibari hizmetten yararlanabilmesi için, yaptığı işin her iki başlığı da ilgilendirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik sadece ilk sırada belirtilen 5953 Sayılı Basın İş Kanunu kapsamında bulunan kişiler yani gazeteciler için aranmamaktadır(12).
Ek md.5, beş gruba ayırmış olmakla birlikte, özetlenecek olursa basın sektöründe, denizcilikte ve bazı sanayi dallarındaki faaliyetleri esas alarak, buralarda belirli bazı özellikler taşıyan işlerde çalışanları itibari hizmetlerden yararlandırmaktadır(13).  İlk faaliyet alanı basın sektörü olup, itibari hizmetten yaralanmak için gazeteci sıfatını taşımak yeterlidir. Yani, gazete müdürü, yazı işleri müdürü, istihbarat şefi, muhabir, foto muhabiri, ressam ve karikatüristler yıprandıkları kabul edilen kişilerdir. İkinci faaliyet alanı, basın kartına sahip olanların kamu kurumlarında üstlendikleri görevlerdir. Üstlenilen görevin basın müşavirliği olması gerekir. Üçüncü faaliyet alanı yine basım ve gazetecilik sektörüdür. Ancak bu kez, bedeni ağırlıklı çalışmaları nedeniyle gazeteci sayılmayıp 1475 SK. kapsamına girenlerin faaliyetleri esas alınmaktadır(14).  Bu sektörde çalışanların hizmetlerinin aşağıda belirtilen özelliklerden birini taşıması gerekmektedir: Çalışılan ortamda solunum ve cilt yoluyla vücuda geçen gaz veya diğer zehirleyici maddelerin bulunması, fazla gürültü ve ihtizaz (titreşim) yapıcı makina ve aletlerle çalışılması, doğrudan doğruya yüksek hararete maruz kalma, fazla ve devamlı adali gayret sarf ederek çalışma, tabi ışığın hiç olmadığı, sadece suni ışığın kullanıldığı ortamlarda(15) çalışma ve günlük mesainin yarıdan fazlasının saat 20.00’den sonra gerçekleştirilmesi(16).  Belirtmek gerekir ki, gazetelerde çalışan idari şefler, memurlar ve ambalaj işi yapanlar(17)  itibari hizmetten yararlanamazlar. Çünkü, gazeteci sayılmayan sözü edilen kişiler 1475 SK.’nun kapsamına girmekte ancak, işkollarının gereği olan fiziki ve ruhi çöküntüye maruz kalmamaktadırlar. Yargıtay bir kararında, sadece cilt işinin yapıldığı müstakil bir işyeri çalışanları hakkında uzman bir bilirkişiden rapor alınarak karar verilmesi gerektiğine hükmederken(18),  bir diğerinde ozalit işinin gazetecilik ve basım işinden farklı olduğuna dolayısıyla, itibari hizmetin dışında kaldığına hükmetmiştir(19).  Özetlemek gerekirse, ek madde 5 ya Basınİş Yasası anlamında gazeteci sayılanlara ya da basım ve gazetecilik işyerlerinde yıpratıcı işlerde çalışan 1475 SK. anlamında işçi olanlara uygulanmak gerekir. Sektörde çalışıp da menfi etkilenmeyenler ayrıca sektör dışı çalışanlar basım ve gazetecilikle ilgisi kurulabilir işler yapsalar da kapsam dışı kalmaktadırlar(20).
Dördüncü faaliyet alanı gemi adamları, gemi ateşçileri, kömürcüler ve dalgıçlar şeklinde meslek sayımı suretiyle belirtilmiştir. Mesleklerin adından da anlaşılacağı üzere, bu işlerin denizde ifa edilmesi gereklidir. Beşinci ve son faaliyet alanı "Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar" şeklinde belirtilmiştir. Aktarılan ifadeden yola çıkılarak varılan sonuçlar farklı olabilir. Burada faaliyet alanı acaba sadece azotlu gübre ve şeker sanayii ile mi sınırlandırılmıştır? Yoksa azotlu gübre ve şeker sanayi dışında tüm fabrika, atölye, havuz, depo ve trafo binaları da ayrı ayrı faaliyet alanları olarak nitelenebilecek midir? Bu soruya cevap verebilmek için listedeki hizmetin geçtiği yer hanesine yani, faaliyetin taşıması gereken özelliklere de bakmak gerekir. Aranan özellikler çelik, demir ve tunç döküm işi yapılması; zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işler; patlayıcı maddeler yapılması ve kaynak işleri şeklinde belirlenmiştir. İlk bakışta, bu hanede aranan nitelikteki işlerin hepsi azotlu gübre ve şeker sanayiinde bulunan işler değildir. Örneğin, döküm işinin şeker üretiminde yeri yoktur. Ancak, ülkemizde şeker fabriası imal eden fabrikalar da bulunmakta ve bunlar şeker sanayii içinde sayılmaktadır. Dolayısıyla, düzenlemedeki ibare yargı kararlarında da kabul edildiği üzere itibari hizmet tüm fabrika çalışanları için değil, sadece azotlu gübre ve şeker sanayiinde çalışanlar için getirilmiştir şeklinde yorumlanmaktadır(21).
Yıpratıcı nitelikteki işlerin sadece şeker ve azot sanayine ait işyerlerinde bulunduğunu iddia edebilmek mümkün değildir. Belirtilen sanayilerin dışında gaz, kaynak, döküm ve patlayıcı madde etkisinde çalışılan birçok işyeri bulunmaktadır. Dolayısıyla, yasakoyucunun aynı etkiye maruz kalan kişiler arasında makul olmayan bir ayırıma gittiği hususu açıktır. Nitekim, Ankara 1. İş Mahkemesi görmekte olduğu bazı davalarda Milli Savunma Bakanlığı’na ait Uçuş Bölümü Fabrikasında fazla gürültüden etkilenen, ekmek fabrikasında yüksek hararetten etkilenen ve nihayet Ordonat Ana Tamir Fabrikası Akü Bölümünde zehirli gazlardan etkilenen çalışanlar için anayasanın sosyal devlet (md.2) ve eşitlik (md.10) ilkelerine aykırılık nedenleriyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Ancak, mahkeme "Anılan bend hükümlerinde Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı işyerlerinde çalışan sigortalıların yer almaması, belli sigortalılara hak tanıyan ve özü bakımından Anayasa’ya aykırı bulunmayan hükmün iptalini gerektirmez. Kaldı ki, diğer sigortalıların, bu haktan yararlanmaları doğrultusunda her zaman yeni düzenlemeler yapılabilir... Özde Anayasa’ya aykırı düşmeyen bir kural uygulama alanının genişletilmesi amacıyla iptal edilemeyeceğine göre... itiraz konusu hüküm Anayasaya aykırı görülmemiştir." diyerek talebi reddetmiştir(22).
Yukarıda belirtilen beş grup faaliyet alanı içinde kalan belirli işleri yapan kişiler itibari hizmetten yararlanacaklardır. Ancak, sosyal sigorta ilişkisinin yukarıda açıklanan unsurları dikkate alındığında, yararlanma acaba yeraltı maden işlerinde olduğu gibi, sadece prim ödeme gün sayısının artırılmasıyla mı gerçekleşecektir? Yoksa sadece sigortalılık süresinin uzatılmasıyla mı, ya da her ikisi birlikte uygulanarak mı gerçekleştirilecektir? Yargıtay 10. HD. 7.11.1996 tarihli bir kararında, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketine ait Ankara Makina Fabrikasında istihdam edilen kişinin prim ödeme gün sayısının artırılabileceğini kabul etmiştir. Dava konusu olayda yerel mahkeme, asıl çalışma yeri atelye dışı olmakla birlikte, günde sadece 2.5 3 saat atelye içinde çalışan temizlik işçisinin çalışmasının tamamı atelyede geçmiş gibi değerlendirmiştir. Daire ise, parttime esasına göre aylık yararlanma süresi hesaplanmalıdır düşüncesiyle kararı bozmuştur(23).  Diğer yandan, bir başka olayda ek madde 5 kapsamında faaliyeti bulunan bir işçinin açmış olduğu davada Adana 1. İş Mahkemesi itibari hizmeti hem sigorta süresinden hem de prim ödeme gün sayısından saymıştır. 21. HD. ise 17.2.1996 tarihli kararında yerel mahkemenin yaklaşımını doğru bulmayarak, itibari hizmette sadece sigortalılık başlangıç süresinin geriye götürülebileceği ayrıca prim ödeme gün sayısının artırılamayacağı sonucuna varmıştır(24).  Benzer şekilde, Ankara 4. İş Mahkemesi’nin itibari hizmeti sosyal sigorta ilişkisinin hem süre hem de prim unsuru açısından kabul eden bir kararı yine 21. HD. tarafından aynı gerekçelerle bozulmuştur(25).  Yerel mahkemenin direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu dairenin gerekçelerine katılarak direnme kararını bozmuştur(26).  Ancak, yine Adana 1. İş Mahkemesi tarafından itibari hizmeti iki yönlü olarak kabul eden bir diğer karar bu kez Yargıtay 10. HD. tarafından 9.6.1997 tarihinde şu gerekçelerle onanmıştır: "2098 Sayılı Kanunun tanıdığı itibari hizmet süresi ... iki yönden de ekleme zorunluluğunu içermektedir. Gerçekten, kanunun birinci maddesi (506 SK. Ek m.5)’nin ilk fıkrası itibari hizmetin ... sigortalılık süresine eklenmesini öngörmüştür. Aynı maddenin son fıkrasında ise, "fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet gün sayısının bulunması" yöntemini koymuştur. Maddenin ilk fıkrası ile son fıkrası hükmü bir araya getirilince itibari hizmetin sigortalılık süresine ve aynı zamanda fiilen çalışılmış gün sayısına eklenmesi yasal zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Sigorta süresine ekleme, sigortalılık süresi başlangıç tarihinin itibari hizmet süresince geri götürülmesi anlamındadır. Sözkonusu kanunun konulmasında güdülen amacın, insan bedenini aşırı ölçülerde yıpratan ve 2098 Sayılı Yasanın gerekçesinde belirtilen ortalama 44 yıl 8 aylık yaşam sonunda ölüme sürükleyen zor koşullarda çalışanların bir an önce yaşlılık aylığına kavuşturulması olduğu gözönünde tutulunca Kanun hükümlerinin gerçek anlam ve kapsamı yukarıda açıklanan biçimde belirginleşmektedir." (27)
Yukarıda açıklandığı üzere, ek md.5’de düzenlenen itibari hizmet bakımından 10.HD.’nin hem kendi kararları arasında çelişki, hem de 21 HD. ile arasında yaklaşıım farklılıkları bulunmaktadır. Belirtilen içtihat farklılıkları nedeniyle, anılan dairelerin başkanları tarafından içtihadı birleştirme taleplerinde bulunulmuştur. Kanımca birleştirmenin 21. HD. kararları doğrultusunda yapılması uygun olacaktır. Ek madde 5 konuya ilişkin olarak şöyle demektedir: "506 Sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler sigortalılık süresi olarak eklenir... Fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet günü sayısının bulunmasında (çalışılan gün sayısı x 0.25) formülü uygulanır." Düzenlemede sosyal sigorta ilişkisinin sadece sigorta süresi unsuruna değinilerek, maddede sayılan işleri yapanlara çalıştıkları sürenin 1/4’ü kadar (her tam yıl için 90 gün) ekleme yapılacağı hususu belirtilmektedir (itibari hizmet)(28).  Maddede sosyal sigorta ilişkisinin prim unsuruna ise hiç değinilmemektedir. Halbuki, daha önce açıklandığı üzere, madenlerde çalışanlara yönelik olarak tanınmış bulunan itibari hizmette açıkça prim ödeme gün sayısından söz edilerek, artırımın sadece prim ödeme gün sayısına yönelik olarak yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla, nasıl madencilerde itibari hizmet uygulamasında sigorta süresi artırılamaz ise, ek md.5 kapsamına giren sigortalılara yönelik itibari hizmet uygulamasında da, prim ödeme gün sayısı artırılamaz(29).  Aksi yönde uygulama düzenlemelerin lafzına aykırı düşecektir.

B. 5434 Sayılı Kanunda İtibari Hizmet

5434 SK. önce fiili hizmet müddetini açıklamış, ardından da iki ayrı itibari hizmet türü getirerek tanımlamıştır. Bunlar fiili hizmet zammı ve itibari hizmet müddetidir.

1. Fiili Hizmet

Fiili hizmet, iştirakçiden kesenek kesilen aybaşından başlayan ve kesenek verilmek suretiyle geçirilen süredir (md.31)(30).  Kesenekler kural olarak çalışan memurlar için Emekli Sandığına ödenir. Ancak, memurların işgöremezlik hallerinde de maaşlarını kesintisiz almakta oluşu, kesenek ve fiili çalışma ilişkisinin mutlak olmadığı hususunu ortaya koyar. Kaldı ki, borçlanma süreleri de fiili hizmetten sayılmaktadır(31).  Fiili hizmet hem aylık bağlama koşullarının gerçekleşmesi, hem de aylığın hesaplanması bakımından önem taşır.

2. Fiili Hizmet Müddeti Zammı

Fiili hizmet müddeti zammı, ağır ve yıpratıcı bazı görevlerde bulunanların fiili hizmet müddetlerinin, önceden saptanmış süreler kadar artırılmasıdır. Fiili hizmet ile aynı sonuçları doğurur(32).  Yani, hem bağlanacak aylıklar için gerekli bekleme (staj) süresinin dolumunda,  hem de aylıkların hesaplanmasında dikkate alınır. Ayrıca, ikramiye tahakkukunda da değerlendirmeye alınır. Fiili hizmet müddeti zammı için iştirakçiler herhangi bir ödeme yapmak zorunda değildirler. Ancak, kurumları o yıldaki son aylık veya ücret üzerinden, eklenecek müddete ait istihkaklar toplamının %28’ini, yarısı kesenek ve yarısı da karşılık olmak üzere, Sandığa gönderir (Md.34)(34).
Zammın tanınacağı durumlar bir listede saptanmıştır (Md.32). Listede iştirakçiler, hizmetin geçtiği yerler ve eklenecek müddetler ayrı ayrı hanelerde gösterilmektedir. Fiili hizmet zammı tanınan haller kısmen 506 SK.'daki itibari hizmet düzenlemeleri ile benzerlik göstermektedir. 5434 SK.'da da, 506 SK.'da olduğu gibi (md.60/e), yeraltı maden işlerinde çalışanlar "maden istihsalinde ... toprak altında maden çıkarma işlerinde" şeklinde bir ifade ile uygulama kapsamına alınmışlardır (md.32/e). 506 SK. Ek Md.5'de basın çalışanlarından ve basın müşavirlerinden söz edilirken, Emekli Sandığı Kanununda da aynı yaklaşım mevcuttur. Hizmetleri Türkiye RadyoTV Kurumu haber hizmetlerinde geçen haber hizmeti yapan ve yürüten daire başkanı, müdür, müdür yardımcısı, şef, muhabir, redaktör, spiker, mütercim, kameraman, fotoğrafçı, sesçi, teknisyen ve teleks operatörü fiili hizmet zammından yararlanırlar. Keza, basın kartı sahibi olup da basın müşaviri sıfatını taşıyan ve meslekleriyle ilgili görevlerde çalışan kişiler de zamdan faydalanırlar (Md.32/i). Yine, Sosyal Sigortalar Kanununda belirtilen denizde çalışan gemi ateşçi ve kömürcüleriyle dalgıçlar kapsama alınmışlardır. Nihayet, benzer son husus fabrika, atölye, havuz ve depolarda çalışanlara ilişkindir(35).  Ancak, 506 SK. sadece azotlu gübre ve şeker sanayi çalışanları için hüküm ifade ederken, 5434 SK. bu hususta sanayi dalı ayırımı yapmamıştır. Sözü edilen mekanlarda çalışanların yıpratıcı etkilere maruz kalmaları gerekir. Bu etkilerin bulunduğu ortamlar altı grup halinde şu şekilde sayılmıştır: Döküm işleri (pirinç, demir ve çelik); gaz (zehirli, boğucu) işleri (36), gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işler, asit boya işleri; parlayıcı maddelerin yapıldığı işler; lokomotif ve gemi kazanlarının onarılması ve temizlenmesi işleri; gemilerin sintinelerinde ve kapalı sarnıçların içindeki raspa ve boya işleri; oksijen, elektrik kaynağı, keski, tabanca ile perçin takım sertleştirmesi ve kum püskürtme suretiyle raspa işleri.
Emekli Sandığı Kanunu itibari hizmeti Sosyal Sigortalar Kanunundan daha geniş kapsamlı tutmuştur. Çünkü, yasa yukarıda belirtilenlerin dışında 506 SK.'da olmayan birçok faaliyeti içermektedir. Lokomotif makinist ve ateşçilerinin lokomotif üzerindeki çalışmaları; Tarım Bakanlığı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina teşkilatında ayrıca, veteriner teşkilatında görevli memur ve hizmetlilerin teknik ve idari işler ile salgın, bulaşıcı, paraziter hayvan hastalıklarıyla mücadele işlerindeki faaliyetleri; mesleki nedenle iyonizan radyasyonla (röntgen, radyum ve benzeri) fiilen çalışan tüm personel (tabip, teknisyen ve diğerleri); Devlet Tiyatrosunda çalışan devlet tiyatrosu sanatçıları; emniyet teşkilatında çalışan polisten emniyet müdürüne kadar uzanan tüm görevliler ve nihayet cumhuriyet ordusu kadrolarındaki muvazzaf yedek ve gedikli subaylarla askeri memur ve gedikli erbaşlar itibari hizmet zammı kapsamında bulunmaktadır (Md.32).
Yukarıda sözü edilen görevlerde bulunanlardan zirai mücadeleye katılanlara her yıl için 2 ay; maden üretiminde,lokomotif üzerinde, denizde, atölye, fabrika, havuz ve depolarda çalışanlara 6'şar ay; diğer görevlilere ise (Devlet Tiyatrosu sanatkarları, radyasyona maruz kalanlar, gazeteciler, asker ve polisler) 3'er ay itibari hizmet zammı sağlanır. Ancak, bu zamların toplamı 8 yılı geçemez. Lokomotif makinist ve ateşçileri 8 yıl kaydına tabi değildir (Md.33/2).

3. İtibari Hizmet Müddeti

"İtibari hizmet müddeti,...bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen müddettir." (Md.35).  Bu kavram, fiili hizmet zammından etkileri ve kapsama aldığı çalışanlar bakımından farklılıklar göstermektedir. Fiili hizmet zammı hak kazanımına esas olan bekleme süresinin dolumunda, aylık bağlamada ve nihayet ikramiye tahakkukunda dikkate alınırken, itibari hizmet müddeti sadece aylık bağlamada dikkate alınmakta, belirtilen diğer hususlarda herhangi bir etkisi olmamaktadır(38).
İtibari hizmet müddeti yasada harp ve çatışma nedenli olarak, ayrıca uçucu ve dalıcı personele özgü olarak ayrı ayrı düzenlenmiştir. Aşağıda her iki tür uygulama açıklanmaktadır.
a. Harp ve çatışma nedenli itibari hizmet müddeti
Söz konusu müessese, askerlerin ve sivil iştirakçilerin harbe veya harp dışı çarpışmalara katılmaları nedeniyle doğan yıpranmalarının telafisine yöneliktir. Kişi bakımından kapsamına muvazzaf ve yedek subay, astsubay, uzman jandarma çavuş ve uzman çavuşlar ayrıca, erler, erbaşlar ve sivil iştirakçiler girmektedir. Müddet eklenmesi için gerekli olan fiiller ise, harbe katılma, seferberlikte çarpışmalara katılma, harp veya seferberlik ilan edilmeden yabancı ülkelere gönderilen Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevliyken çarpışmalara katılma, düşmana tutsak düşme, düşman tarafından enterne edilmedir. Müddet ilavesi harp ve çatışmalara fiilen katılmış olmayı gerektirmektedir. Harp veya seferberlik ilanı tek başına yeterli neden sayılmamaktadır. Eklenecek süre, belirtilen durumlarda geçen zamanın bir katı kadardır. Ancak, 3 aydan az toplam 5 yıldan fazla olamaz (Md.36)(39).
b. Uçucu ve dalıcı personele yönelik itibari hizmet müddeti
Kanun uçucu ve dalıcı personel için ek itibari hizmet müddeti kabul etmiştir (Md.37). Yani, anılan kişiler koşulları gerçekleştiğinde fiili hizmetlerine ilave olarak hem fiili hizmet zammından (md.32), hem harp ve çatışma nedenli itibari hizmet müddetinden (Md.36), hem de uçma veya dalma görevleri sebebiyle sadece kendilerine tanınan itibari hizmet müddetinden (Md.37) yararlanabileceklerdir(40).
Müddetin tanındığı kişiler düzenlemede şu şekilde belirtilmiştir: "Pilot olan ve olmayan ordu uçucuları ile Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü uçucu personelinin uçucu olarak, denizaltıcı, dalgıç, kurbağa adam, subay, yedek subay ve askeri memurları ile astsubayların denizaltıcılık, dalgıçlık , kurbağa adam görevlerinde geçirdikleri fiili hizmet müddetleri..." İtibari hizmetten yararlanabilmek için fiilen sayılan görevleri yapıyor olmak yeterlidir. Yer ve kara hizmetlerine alınmış olmak yaralanmaya son verir. Ancak, geçici olarak yıllık izin, hastalık, araç bakımı gibi nedenlerle görev yapamıyor olmak yararlanmaya engel teşkil etmemektedir(41).  Eklenecek süre görevde geçirilen her yıl için 6 ay olarak belirlenmiştir.

IV. Hizmet Birleştirilmesi ve İtibari Hizmet

A. Hizmet Birleştirilmesi Yapılan Haller

24.5.1983 tarih ve 2829 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun, birden fazla sosyal sigorta kurumuna tabi olarak çalışmış kişilerin emekli olabilmeleri için, bu kurumlarda geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi esaslarını düzenlemektedir. Yasaya göre, kısa vadeli sigorta dallarında (iş kazası ve meslek hastalıkları, vazifeden doğan maluliyet, vazifeden doğan ölüm(42),  hastalık ve analık (43) ), uzun vadeli sigorta dallarından da malullük ve ölüm hallerinde (Md.8/1)(44)   kişilere bağlı olunan son sosyal güvenlik kurumunca aylık bağlanmaktadır. Yani, sözü edilen durumlarda hizmet birleştirilmesine gerek bulunmamaktadır. Keza, aylık bağlanmış süreler için ve ayrıca aylık alma hakkının kayba uğradığı durumlarda da birleştirme yapılmamaktadır (Md.5/son). Geriye hizmet birleştirilmesine esas olarak yaşa bağlı emeklilik kalmaktadır. Bu durumda kişilere bağlı oldukları sigorta kurumlarından son yedi yılda hizmetin en çok geçtiği kurumca aylık bağlanması gerekmektedir (Md. 8).

B. İtibari Hizmetler Hizmet Birleştirilmesinde Dikkate Alınabilir mi?

Yaşlılık sigortasında yapılan hizmet birleştirilmelerinde doğaldır ki fiili hizmet dikkate alınır. Ancak, birleştirilmelerde itibari hizmetlerin de dikkate alınıp alınmayacağı hususu yargı kararlarında ve doktrinde tartışmalıdır. Sosyal Sigortalar Kurumundan aylık bağlanmasını talep eden bir sigortalının Emekli Sandığında hak kazandığı fiili hizmet zammı dikkate alınmayınca açtığı dava mahalli iş mahkemesince kabul edilir ve karar 10.HD. tarafından onanır. Karara katılmayan iki üyenin muhalefet şerhleri şu şekildedir: Fiili hizmet zamları itibari hizmetin bir türü sayılır. O nedenle de, sadece Emekli Sandığınca bağlanacak aylıklarda dikkate alınabilir. Savaşa katılma nedeniyle tanınan itibari hizmet müddetleri dahi birleştirmeye konu olmaz iken, ağır çalışma koşulları nedeniyle tanınan fiili hizmet zamları için böyle bir uygulama düşünülemez. Diğer taraftan, 506 SK.'a göre elde edilen itibari hizmetler de birleştirmede kullanılmaz iken, 5434 SK.'a göre kazanılan fiili hizmet zamlarını birleştirmeye tabi tutmak çifte standart anlamına gelir(45).
10 HD. daha önce 3.12.1987 tarihinde ise, karşı oy yazısındaki görüş doğrultusunda karar vermiş ve bu karar Y.HGK.tarafından kabul görmemiştir. Daireye göre, fiili ve itibari hizmet sürelerinin sigortalılık başlangıcına eklenmesi suretiyle sigortalılık başlangıcının geriye götürülmesine yasal ve hukuksal olanak bulunmamaktadır. Çünkü, gerek 2828 SK.Md.6 gerekse 506 SK.Md. 108'e göre, sigortalılık süresinin başlangıcı ilgili sosyal güvenlik kurumunda ilk defa çalışmaya başlanılan tarihtir. Olayda bu tarih sigortalının ilk kez Emekli Sandığı'na tabi olarak çalışmaya başladığı 9.10.1962 tarihidir. Dolayısıyla, prim ödeme gün sayısı yeterli olsa dahi, sigortalılık süresi 25 yıl olmayan davacının davasının kabulü mümkün olamaz(46).
Yukarıda aktarılan kararı değerlendiren OKUR, Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında 2829 SK. Md.7'de birleştirilemeyecek süreler arasında sadece itibari hizmet süreleri sayıldığı için(47),  fiili hizmet zamlarının hizmet süresine eklenmesi gerektiğini ileri sürerek Yargıtay kararını eleştirmiştir. Ancak, söz konusu karara karşı yerel mahkeme fiili hizmet zammının itibari hizmet olmadığını, bu nedenle de hizmet birleştirmesine engel bir durumun mevcut bulunmadığını beyan ile direndiği için konu HGK.'na gelmiştir. Y.HGK. yerel mahkemenin görüşünü benimseyerek, fiili hizmet zammı ve itibari hizmet sürelerini ayrı kavramlar olarak değerlendirmiş ve direnme kararını onamıştır. Böylece, davacının Emekli Sandığı mensubu olarak Zirai Mücadele ve Karantina Teşkilatındaki çalışmaları nedeniyle kazanmış olduğu fiili hizmet zammı Sosyal Sigortalar Kurumu üyesi iken geçirmiş bulunduğu sigortalılık süresine ilave edilerek ona aylık bağlanmasına imkan tanınmıştır. Genel Kurul'a göre, iştirakçiler herhangi bir ödemede bulunmamakla birlikte, kurumlar finanse ettiği için fiili hizmet zammı, primi alınan bir süredir. Bu zam, fiili hizmetten sayılır. Çünkü, onun üzerine ilave edilmektedir. Ayrıca düzenlenmiş olmakla da, itibari hizmet müddetinden ayrı bir müessesedir.(48)
Kanımca, Y.HGK.'nun 15.6.1988 tarihli kararı ile 10.HD.'nin 29.4.1991 tarihli kararlarını isabetli bulabilmek mümkün değildir. Bu dairenin anılan tarihte verilen kararında mevcut karşı oy yazıları ile 3.12.1987 tarihli kararında yapılan değerlendirmeler doğru kabul edilmek gerekir. İhtilafa konu olaylarda uygulanması gereken düzenleme 2829 SK.'un 4. ve 7.maddeleridir. 4. maddeye göre "Kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir." 7. maddeye göre ise, "4 üncü maddede belirtilen hizmet süreleri toplamına itibari hizmet süreleri ile prim ödenmemiş süreler katılmaz."Düzenlemede birleştirmede itibari hizmetlerin dikkate alınmayacağı hususu açıktır. Ancak, sorun söz konusu kavramın terminolojik olarak değerlendirilmesindeki farklılıklardan doğmaktadır. Çünkü, bu müessese 506 SK.Md.60/E'de adı konmaksızın düzenlenmiş, ek Md.5 son paragraf ikinci cümlede ise "itibari hizmet günü" olarak anılmıştır. Belirtilen ilk düzenlemede ele alınan konunun "itibari prim", ikincisinde ele alınanın ise "itibari süre" olarak adlandırılabileceğini yukarıda belirtmiştik. 5434 SK.'da ise, düzenlemelerde adlandırmadan kaçınılmayarak Md.32'de "fiili hizmet müddeti zammı", Md.35 ve 36'da ise "itibari hizmet müddeti" kavramları kullanılmıştır. Değinilen müesseselerin aralarında, sahip oldukları isimlerin dışında hak kazanma koşulları, hak sahibi olabilecek kişiler ve hukuki sonuçları açısından farklılıklar bulunmaktadır. Ancak, kanunlara dahil edilme nedenleri tektir: Bazı çalışanların yapmakta oldukları işler sırasında içinde bulundukları ağır ve tehlikeli çalışma koşullarına bağlı olarak, mensubu bulundukları kurum tarafından emeklilikte diğer sigortalılara nazaran avantajlı duruma getirilmeleri. Bu durum, itibari hizmet kelimesinin bir üst kavram olduğunu, onun kapsamına itibari prim, itibari süre, fiili hizmet müddeti zammı ve itibari hizmet müddeti uygulamalarını da aldığını ortaya koymaktadır. Ortaya çıkış nedenleri, felsefeleri bir olan söz konusu alt kavramlardan birini hizmet birleştirmesinde dikkate alıp diğerlerini dikkate almamak ne 2829 SK.'un lafzına, ne de itibari hizmet kavramının içeriğine uygun düşer.(49)
* Bu makalenin hazırlanmasında katkıları bulunan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi üyesi Sayın Aslan YENİÇERİ ile fakültemiz öğretim üyelerinden Prof. Dr. Fevzi DEMİR ve Dr. Murteza AYDEMİR’e şükranlarımı sunarım.

 (1) Bkz. Ali Nazım SÖZER, Sosyal Sigorta İlişkisi, İzmir, 1991, 15 vd. (SSİ).
 (2) Ali GÜZEL/ Ali Rıza OKUR, Sosyal Güvenlik Hukuku, İstanbul, 1996, 340.
 (3) Can TUNCAY, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, İstanbul, 1996, 390, 391(Dersler); GÜZEL/OKUR, 390, 391.
 (4) Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 2.5.1989 tarih, 1988/51 E., 1989/18 K. sayılı kararı, RG: 4 Ocak 1990, 20392, 12, 22.
 (5) Adı geçen Anayasa Mah. kararı, 18.
 (6) SÖZER, SSİ, 101.
 (7) Mehmet CAN, Açıklamalı İçtihatlı SSK. Uygulaması, Ankara, 1995, 485; Menduh YELEKÇİ, SSK. Şerhi, Ankara, 1996, 659, 660; TUNCAY, Dersler, 263; SÖZER, SSİ, 102, 103; Yusuf ALPER, Türkiye’de Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar, Bursa, 1997, 206; Kenan TUNÇOMAĞ, Sosyal Güvenlik Kavramı ve Sosyal Sigortalar, İstanbul, 1987, 421, 422.
 (8) Bkz. GÜZEL/OKUR, 265.
 (9) Ali Nazım SÖZER, 1991 Semineri, 175.
(10) Y. 10.HD. 10.5.1993 T, E:1909, K: 2488. Bkz. Can Tuncay, 1979-1983 Semineri, 321, 322 = YKD, Aralık 1983, 1768.
(11) Ancak, Yargıtay bir kararında sigortalının anılan süre dolmadan yaptığı talebi 3600 gün dolduktan sonra uygulanması koşuluyla kabul etmiştir (12) Y. 10.HD. 9.11.1989 T, E:1989/7641, K: 1989/8088, Müjdat Şakar, 1989 Semineri, 195. Kararı inceleyen ŞAKAR Daire kararını uygun bulmamaktadır. Nitekim, Yargıtay daha sonra verdiği bir kararda "506 Sayılı Kanunun Ek 5. maddedeki itibari hizmet süresinin Ek 6. maddede öngörülen 3600 günlük çalışmanın gerçekleşmesinden sonra tanınabileceğine ve hükmün bu koşul gerçekleştiğinde infaz edilebileceğinin Kurumca gözönünde tutulabileceğinden bu yön bozma nedeni sayılmıştır" sonucuna varmıştır. Y. 10.HD. 14.11.1996, E:1996/9659, K:1996/9832, Yayınlanmamış karar. Keza aynı yolda, Y. 10.HD. 14.11.1996 T, E:1996/9646, K:1996/9821, Yayınlanmamış karar.
(12) 4.1.1961 gün ve 212 SK.ile tadil edilen 5953 SK.Md.1’e göre, "Bu kanun hükümleri Türkiye’de yayınlanan gezete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki "işçi" tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır. Bu kanun şümulüne giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci denir."
(13) ALPER, 208; TUNÇOMAĞ, 419.
(14) 20.6.1987 T.’li 3395 SK.’dan önceki dönemde itibari hizmetten yararlanabilecek olan işçiler operatör, mürettip, klişeci gibi ünvanlar belirtilerek sınırlı bir şekilde sayılmıştı. Ancak, belirtilen ünvanları taşımamasına karşın aynı işi yapanların açtıkları davalar lehlerine sonuçlanınca yeni bir düzenleme ile ünvan sayımından vaz geçildi. Bkz. TUNCAY, Dersler, 262. Ayrıca bkz. OKUR/GÜZEL, 281. Anılan nedenle, yeni düzenleme kapsamına giren kişilerin kendilerine itibari hizmet tanınması için açtıkları davalarda 20.6.1987 sonrası için talepte bulunabilmeleri mümkündür. Fakat, Yargıtay önceleri yararlanmayı, ŞAKAR’ın da belirttiği üzere, yersiz bir şekilde itibari hizmetin getirildiği 1.9.1977 tarihine kadar uzatmakta idi. Bkz. Y. 10. HD. 9.11.1989 T, E:1989/7641, K:1989/8088; Y. 10. HD. 29.6.1989 T, E:1989/5153, K:1989/5875, Müjdat Şakar, 1989 Semineri, 195. (Anılan son kararda gazetenin paketleme servisinde çalışan kişinin talebi 1.9.1977 sonrası için kabul edilmiştir. ŞAKAR talebin 1.9.1987 sonrası için kabul edilebileceğini belirtmektedir. Kanımca, davacı kişinin yürüttüğü paketleme işi yıpratıcı bulunmadığında istemin tamamen reddi gerekirdi.) Ancak, Y.10.HD.'nin 21.12.1990 T, 7236/11161 Sayılı kararı ile, yerel mahkemenin direnmesi üzerine Y. HGK.'nun verdiği 12.6.1991 T, E:1991/10-245, K:1991/347 Sayılı kararında görüş değiştirilerek 3395 SK.'da geriye yönelik uygulanması hususunda açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle, azotlu gübre sanayiinde itibari hizmette önceye etkili yararlanma kabul edilmemiştir. Kararlar için bkz. YKD, Ekim 1991, 1463-1465. Kararın değerlendirilmesi için bkz. SÖZER, 1991 Kararları, 174.
(15) "...şayet suni ışık altında çalışma zorunluluğu işyeri binasının yapılış şeklinden kaynaklanıyorsa, bu durum anılan maddenin II-e bendinin uygulanmasının nedeni olamaz." Y. 10.HD. 22.3.1990 T, 654/2785 Sayılı karar (= İş ve Hukuk Şubat 1991, 39, 40), Tankut Centel, 1990 Semineri, 165.
(16) "...İşletme servisinde çalışmanın ne gibi işleri kapsadığı belirlenmemiştir. Gazete işletmesinin özelliğinden söz edilerek, niteliği beli olmayan bu iş ile ilgili mesainin yarıdan fazlasının saat 20.00’den sonra geçtiğini kabul etmek isabetli sayılamaz. Bilirkişinin kabul ettiği 15 günde bir değişen ikili vardiya ile çalıştığının kanıtları gösterilmemiş..." tir, Y. 10.HD. 22.3.1990 T, 658/2790 (=YKD, Haziran 1990, 857, 858), Centel, 1990 Semineri, 165.
(17) Y. HGK, 22.6.1994 T, 10-226/441 Sayılı karar, Ali Rıza Okur, 1994 Semineri, 138.
(18) Y. 10.HD. 19.3.1987 T, 1474/1536, Ali Güzel, 1987 Semineri, 256 = YKD, Ağustos 1987, 1188.
(19) Y. 10.HD. 17.12.1987 T, 3116/7270 Sayılı kararı, Ali Güzel, 1987 Semineri, 256 = YKD, Mayıs 1988, 651,-653. Kararda mevcut karşı oy yazısında, basım işinin sadece gazetecilik ile sınırlandırılamayacağı belirtilmektedir. GÜZEL ise, bu gerekçenin sigortalının lehine olmakla birlikte yasanın sadece basım işkolunu hedeflemiş olduğu için ozalit işinin kapsam dışı kaldığını açıklamaktadır.
(20) "Bu maddede (ek md. 5 kastediliyor) itibari hizmet sürelerinden yararlandırılacak sigortalılar işyerleri ve çalıştıkları işkolu bakımından tadadi bir şekilde belirlenmiştir... Anılan bentteki "basım" sözcüğünün, mevkute basımını amaçladığı, hem madde metninden, hem de yasama belgelerinden anlaşılmaktadır. ...Basım sözcüğü teneke kutu basım işini kapsamamaktadır. Davacının teneke kutu imalat işinde çalıştığı ...anlaşıldığına göre, davacının çalıştığı işyerinin ve işkolunun basın ve gazetecilik işi sayılamayacağı açık ve seçiktir. Bu nedenlerle davacının Ek 5. maddenin II. bendi kapsamına giren işlerde çalışmadığı anlaşılmasına rağmen, bu madde kapsamına sokularak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Davacının basım ve gazetecilik işyerlerindeki itibari hizmeti gerektiren işkoşullarına benzer veya daha ağır koşullarda çalışmış olması , Ek 5/II. madde kapsamına dahil edilmesine neden olmaz." Y. 10. HD. E:1991/12801, K:1992/3707, , T:24.3.1992, YKD, Ağustos 1992, 1221, 1222.
(21) İhtilaf ortaya çıktığında, sigortalıların itibari hizmetten yararlanabilmeleri için mahkemelerin gerekli teknik ve tıbbi bilgiye sahip bilirkişilerden yararlanmaları gerekmektedir. Bkz. Y. 10. HD. 25.2.1994 T, 1243/3365 Sayılı karar, OKUR, 1994 Semineri, 138.
(22) T: 2.5.1989, E:1988/51, K:1989/18; T:2.5.1989, E:1988/52, K:1989/19; T:2.5.1988, E:1988/53, K:1989/20. Resmi Gazete: 4 Ocak 1990, 11 vd. Kararda üç üyenin müşterek karşı oy yazısı bulunmaktadır: "Aynı nitelikteki iş yerinde aynı koşullarla çalışan işçilerin bir kesimi, bağlı oldukları işkolu nedeniyle itibari hizmet zammından yararlanamamaktadır... yıpratıcı etki işçinin bağlı olduğu işkolundan değil işçinin çalıştığı yer ve koşullarından ileri gelmektedir. Aynı işyerinde ve aynı koşullarda çalışan iki işçiden işkollarına göre birine bu hakkı tanırken ötekine tanımamak Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Öte yandan, Devlet Anayasa’nın 49. maddesine göre, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumakla ve çalışmayı desteklemekle görevlidir...Aynı yıpratıcı koşullar içinde çalışan işçinin bir kısmına verilen bir hakkın öteki kısmına verilmemesi; Devletin Anayasaca verilen çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek biçimindeki görevine de aykırı düşer... özde Anayasaya aykırılık oluşturur. Bu aykırılığın (işkolu koşulunun) iptali kararıyla giderilerek, yasa kapsamına Anayasaya uygun bir içerik kazandırılması Anayasa Mahkemesi’nin görevi ve anayasal denetim kapsamı içindedir."
(23) Y. 10.HD. 7.11.1996 T, E: 1996/9365, K: 1996/9617, yayınlanmamış karar.
(24) Y. 21.HD. 17.2.1996 T. E: 1996/7337, K: 1997/854, yayınlanmamış karar.
(25) Y. 21.HD. 17.12.1996 T, E: 1996/6268, K:1996/2004, yayınlanmamış karar.
(26) Y. HGK. 2.5.1997 T, E: 1997/21-207, K:1997/392, yayınlanmamış karar.
(27) Y. 10.HD. 9.6.1997 T., E:1997/3756, K: 1997/4405
(28) SÖZER, 1991 Kararları, 175.
(29) Bkz. SÖZER, SSİ, 102.
(30) GÜZEL/OKUR, 340.
(31) Ayrıntı için bkz. İsmail AKÇOMAK, A. Nadir BELLİ, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ve İlgili Kanunlar, Ankara,1982, 98 vd; İsmail AKÇOMAK, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Ankara, 1989, 171 vd.
(32) "Fiili hizmet müddeti zamları emeklilik muamelelerinde fiili hizmet sayılır.": Md.33/2.
(33) Bkz.Y. HGK. 15.6.1988, 10-270/472, Türk Kamu-Sen, Eylül 1988, 39, 40
(34) AKÇOMAK/BELLİ, 115, 116; AKÇOMAK, 181 vd.
(35) 506 SK.'da ayrıca trafo binalarında çalışanlar da belirtilmektedir. Böyle bir belirleme 5434 SK.'da mevcut değildir.
(36) Tıbbi gazlar atölyesinde çalışan personel itibari hizmet zammından yararlandırılmamaktadır. Bkz. AKÇOMAK/ BELLİ, 110.
(37) Bkz. GÜZEL/OKUR, 341.
(38) AKÇOMAK/BELLİ, 117.
(39) AKÇOMAK, 194 vd.
(40) Bkz. AKÇOMAK/BELLİ, 122: Örneğin, denizaltında görevli bir binbaşı için durum böyledir.
(41) AKÇOMAK/BELLİ, 121.
(42) Md.11
(43) Bkz. SÖZER, SSİ, 83
(44) Md.8/1'e göre, Emekli Sandığından yaş haddinden resen emeklilik ve bağlı olunan kurumun kanunla değiştirilmesi hallerinde de tabi olunan son kurum mevzuatına göre aylık bağlanılır.
(45) 10. HD. E:1990/10916, K: 1991/3761, T:29.4.1991, İş ve Hukuk, Kasım 1991, 34-37. Kararın değerlendirilmesi için bkz. SÖZER, 1991 Kararları, 176.
(46) 10.HD. 3.12.1987 T, 6877/6742 S.'lı ilam, Okur, 1987, 332, 333.
(47) Ali Rıza OKUR, 1987 Kararları, 176.
(48) Y.HGK. 15.6.1988 T, E:1988/10-270, K:1988/472. Yayınlanmamış karar.
(49) 10.HD.'nin değinilen 29.4.1991 tarihli kararı ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede de, karşı oy yazısı makul bulunarak, aynı sonuca varılmıştı. Bkz. SÖZER, 1991 Kararları, 176.